Yazar: gizemkaboglu
Savcı’sız Behzat Ç, Behzat Ç Olur mu?
Dizilerde kürtaj, pardon cinayet!
Sultan Ne Sultan, Ne Sultan!
Aldığım notlar birkaç sayfayı aşınca hem okuru yormamak hem de ilk bölümden uzun uzadıya analiz yapmak yerine “not” paylaşmak açısından görüşlerimi madde madde açıklayacağım.
Teaser Diziyi Yansıtmıyor
-Sultan dizisi hakkında belirtmem gereken ilk nokta biraz özeleştiri kaynaklı olacak. Diziye karşı olan önyargımı izlerken fark ettim, sonrasında sosyal ağlarda ve sözlüklerde yapılan yorumlara bakınca anladım ki yalnız değilmişim. Bir dizi teaserda ancak bu kadar kötü tanıtılabilirdi… Sultan’ın köprü üstünde “Sultan ne Sultan, ne Sultan!” nidalarının antipatikliği, dizinin şahane güldürü unsurlarına, kültürel çelişkilerine ucundan bile değmeyen o fragmanların talihsizliği televizyon tarihine eksiyle geçecek nitelikte.
-Hazır konuyu açmışken Nurgül Yeşilçay gibi etnik hikaye anlatsa dahi entrikadan vazgeçmeyen bir oyuncunun (bakınız Ezo Gelin), böyle bir aile hikayesinde başrol oynaması (İkinci Bahar dışında oynadığı bir sıcak aile hikayesi gelmiyor aklıma aslına bakarsanız dizi sektöründe bu tür diziler zaten sayıca çok değildir) yapımcı ve oyuncu için hem risk hem de şanstır. Sultan’ı risk olarak addetmemin bir nedeni de Nurgül Yeşilçay’ın sadık izleyici kitlesinin sevdiği “ortalama” seyir türünün de onun rol aldığı diğer entrika dolu, aşk dizileriyle orantılı olabileceği varsayımı ancak hem dizi sonrası yapılan yorumlardan hem de reytingten anlıyorum ki oynadığı neredeyse her dizide gözyaşlarını bolca görmeye alışık olduğumuz Nurgül Yeşilçay, bu kez bir yandan güldüren bir yandan hüzünlendiren Sultan’la bu riskin altından kalkacak gibi.
-Neredeyse her televizyon eleştirmeninin üstünde durduğu nokta dizinin şivesi ancak Diyarbakır ağzı usta bir oyuncu koçuyla halledilebilir, bu eleştiriler muhakkak yapımcı tarafından dikkate alınıyordur. O nedenle ben o konuya hiç girmiyorum zaten ağız konusunda “iyi”, “kötü” diyebilecek kadar diyalekt bilgisine sahip de değilim.
Kürtçe Olmadan Diyarbakır Tanıtılabilir mi?
– Gelelim benim asıl üstünde durmak istediğim noktaya. Dizide Hasanpaşa Hanı, Yedi Kardeşler Burcu, Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi, eski Diyarbakır sokakları her dizide geçişlerde gördüğümüz boğaz manzarasının yanında çok güzel bir alternatif oldu. Dizi görsel açıdan şehrin kültürel tanıtımını da biraz olsun misyon edinmiş gibi duruyor. Bu açıdan kesinlikle takdir şart. Ancak eksik görülen noktalar da yok değil. Diyarbakır’da geçen bir hikayede bir cümle olsun Kürtçe duymadım. Diyarbakır gibi doğu bölgesinin büyükşehiri olan bir şehrin en büyük kültürel zenginliği dili ve dini çeşitliliğidir. Diyarbakır gibi Süryani kültürün hala yaşadığı, Kürtçenin yaygın kullanıldığı bir yörede bu çeşitlilikten ufacık bir parçayı dizide göremedim. Keşke olsaydı diyorum, keşke görülseydi… Yıllar önce Seher Vakti dizisinde ve son olarak Kasaba’da gördüğümüz o çeşitliliğe entrikalarla örülü dizi dünyasında bir üçüncü alternatif daha kattık diyebilseydim. Ağalı konaklı sözde “etnik” dizilerin içinde bir aile hikayesinin anlatıldığı Sultan keşke içine serpiştirilmiş Kürtçe diyaloglarıyle gerçekten etnik özellikleri de gösterebilseydi… Gelecek bölümlerde umarım bu eleştiri bir karşılık alır da ben köşemden sevinçle haksız bir eleştiride bulunduğumu duyururum.
(“Dizinin böyle bir tanıtma misyonu yok ki!” Diyecek olanlara dizide kullanılan onlarca özlü sözü, türbe ziyaretlerini ve aceleci bacı helvasını hatırlatarak dizinin böyle bir misyonu da kendine uygun gördüğünü hatırlatmak istiyorum. Ama Diyarbakır tanıtılacaksa özlü sözlerden fazlasını söylemek gerekiyor…)
-Dizinin en beğendiğim noktalarından biri de (her ne kadar bölgedeki kültürel çeşitliliğe değinmese de) bazı kültürel farklılıkları göstermesi. Fransa’dan gelen torunun mısır gevreği istemesi, üniversiteli genç kadının Sultan’a “kadınlığın” eksiklik olmadığını öğütlemesi gibi pek çok kültürel ve sosyal yaşam farklılıkları dizide yer alıyor. İzleyiciyi hem gülümseten hem de düşündüren bu anlar hoşgörüyü, anlayışı ve farklılıklardan korkulmaması gerektiğini de alttan alta öğütlüyor. (Türkiye’nin farklılıklara karşı politikaları ve kötü haber dolu gündemi içinde ilk öğrenilmesi gereken de bu sanırım)
-Dizinin kare aslarından biri de Nur Sürer… Şimdiye dek sosyal misyonu olmayan işlerde yer almadığını gözlemlediğim oyuncunun neden Sultan’ı kabul ettiğini diziyi izleyince çok daha iyi anladım. Bir kadının Diyarbakır’da ayakları üstünde durma hikayesini anlatıyor dizi, hem de Nur Sürer’in canlandırdığı oğlunun tarafında olan Kayınvalide rolüne katılan “geleneksel” sosla…
Kadın Hikayesinin Başımızın Üstünde Yeri Var
-Dizinin bir kadın hikayesi olduğunu en baştan belirtmiştim. Dizide kadına ve kadınlığa dair şu anları ve sözleri izlerken not almadan edemedim. 15 yıl kendisini terk eden kocasını bekleyen Sultan’ın babasının evine alınmayışı, kayınpederinin ona “sahip çıkması”… Çocuğu olmadığını söylediğinde “En azından çocuk babasız kalmamış kocan gidince” diyen şehirli-üniversiteli Pınar’a “Burada çocuğun olmaması ne demek biliyor musun, onlarca türbe var” demesi… Dükkan kiralamak için görüşme yapan Sultan’a ilk söylenenin “Kadın başına ne edeceksin dükkanı” olması… Pınar’ın “ev arkadaşı olalım” önerisine Sultan’ın “Ev arkadaşı! Kadın başımıza! Sen burayı Paris belledin?” diyerek yanıtlaması… Bunların hepsi dizinin dolu olan alt metnini, kadının hayattaki yerinin diziye nasıl yansıdığının göstergesi.
Sonuç…
Dizi ilk bölümüyle bende olumlu izler bıraktı, babaların atışması Yabancı Damat ve İkinci Bahar’dan sahneleri hatırlatırken Sultan’ın Şeyhmus’a olan hırsı Canım Ailem’deki Meliha’yı gözümde canlandırdı. Televizyon tarihinde efsaneleşen bu üç dizinin yanı sıra dizinin müzikleri ve görüntüleri ise mahalle hayatını ekrana en iyi taşıyan dizilerden biri olduğunu düşündüğüm Sultan Makamı’nı aklıma düşürdü. Bahsettiğim hiçbir dizinin reyting rekortmeni olmadığını bir daha hatırlatarak Sultan’ın reytinglerinin bu ilk çıkış geçtikten sonra muhtemelen vasat seviyelerde kalacağı öngörüsünü ve gönüllerde taht kuracağı müjdesini bir arada veriyorum. Tabi Diyarbekirlilerin gönlünü kazanmanın şartlarını yerine getirip ağız düzeltilip bir de Kürtçe de kullanılmaya başlanırsa işte o zaman Sultan gerçekten efsaneleşir diyorum.
Suskunlar’ın Erkeklik Halleri
Bilal: Günaydın takoz
İrfan: Ben bugün seninle konuşmaya geldim, sadece. Silahsızım. Senin kitabında silahsız bir adama silah çekiliyor mu? İntikam mı alacaktın benden
Bilal: Alacaktım değil alacam. Seni gebertmek için silaha ihtiyacım yok benim takoz. Çıplak elle öldürürüm seni.
İrfan: Yaparsın eskisi gibi değilsin. Kaya gibi adam olmuşsun.
Bilal: Oldum.
İrfan: Adamların var belli. Silahların var artık.
Bilal: Alası var
İrfan: Güçlüsün
Bilal: Fena
İrfan: Acımasızsın. Delisin. Sertsin de erkek değilsin be sarı.Çünkü senin erkekliğini ben aldım. Ben yaptım. Sende benim kadar iyi hatırlıyor musun? Kımıldayamadın. Nefes bile alamadın. Yalvardın, ağladın. Devam edeyim mi? İstediğin kadar güçlen, kinle dol, nefretle yan, ben senin geçmişini değil ben senin geleceğini değil ben senin erkekliğini aldım bilal. İşte bu yüzden benden her şeyimi al intikamını al canımı al ama ne yaparsan yap senden aldığım şeyi geri alamazsın çocuk geri alamazsın.”
Gazete “O” Diziyi Ahlaksız İlan Etti
“Amerikan-Yahudi sermayeli …(kanalın adı veriliyor)’un sapkın ilişkileri konu alan dizisinin yardımcı yönetmeni, çocuk pornoculuğundan gözaltına alındı…”
“İhlas Holding’in yayın kuruluşu olan TGRT’nin isim ve yayın haklarının devredilmesinden sonra aynı frekans üzerine 24 Şubat 2007 tarihinde kurulan ve Yahudi ağırlıklı Amerikan sermayesinin Türkiye’deki yüzü olan …..’de öğle kuşağında yayınlanan “…..” adlı dizide çocuk pornosu skandalı patlak verdi. Dizinin Yardımcı Yönetmeni …., küçük çocukları istismar etmek ve çocuk pornosu içeren onlarca kayıt bulundurmaktan gözaltına alındı. ….’nın facebook hesabı üzerinden de çocuk pornosu üzerine benzer paylaşımlarda bulunduğu tespit edildi. ….’nın soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Adem Can tarafından tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildiği öğrenildi.”
Yardımcı Yönetmeni çocuk pornosu suçundan gözaltına alınan “… adlı dizi, daha önce çeşitli sosyal paylaşım siteleri ve medya organlarında yoğun eleştiriler almıştı. Dizinin bu zamana kadarki çizgisinde bolca ayrılma, boşanma, aile içi yoz ilişki, aile içi şiddet, gayrı meşru ilişki, kavga, çekişme vb. bulunuyor.”
“AHLAKSIZLIKTA YOK YOK
Bu diziye yönelik sosyal medyada yer alan tepkilerden biri şöyle: “Ne ararsan var bu dizide. Eski kocasının peşinden koşup eski kocayla otel köşesinde beraber olup hamile kalanını mı ararsın… Baldızıyla beraber olanını mı ararsın… Nasıl desem gözüm enişteden gebe kalanını mı ararsın… Ablasına düşman olan kardeşi mi ararsın… Üvey kız kardeşiyle yatanını mı ararsın… Torunu yaşındaki kızla evleneni mi ararsın… her şey var bu dizide. Biz şaşırmıyoruz çünkü alıştık…”
RTÜK’E ŞİKAYET YAĞIYOr
Haberin duyulması dizi setine bomba gibi düşerken dizinin kaldırılması için RTÜK ve …TV’nin vatandaşlar tarafından telefon yağmuruna tutulduğu öğrenildi.”
Altan Erkekli izleyicisine ayıp mı etti?
“Kalitede A 101, ucuzlukta A 101…”

“Küçük bir hikaye bu, küçük bir herkesin başından geçen…”
Adına Feriha’dan Başka Bir İsim Koyulur Mu?

Türbanlı kadının reytingi yok mu?
Haluk Bilginer’in hayatının rolünü Okan Bayülgen oynadı!
Cumartesi günleri Milliyet Gazetesi’nin televizyon eki hafta sonu okunacak gazeteler içinde vazgeçilmezlerim içindedir. Sektörde kulaktan kulağa dolaşanlar, yeni yapımlarla ilgili çıkan haberler derlenir, yeni duyumlar da haberleştirilir ve haftanın televizyon dedikoduları önünüzde yer alıverir.
Bu Cumartesi ekte şöyle bir haber yer alıyordu:
“Yapımcı Süreç film Star tv ekranlarına yeni bir aile komedi dizisi hazırlıyor. Başrollerini Haluk Bilginer, Ebru Özkan ve İlhan Şeşen’in oynayacağı dizi ünlü “Mrs.Doubfire” sinema filminin ”Hayatımın rolü” ismiyle yerli dizi versiyonu olacak.
Başrollerini Robin Williams’ın oynadığı film, eşinden ayrı yaşayan bir babanın üç çocuğunu görebilmek için dadı kılığında eve girmesi ile gelişen olayları anlatıyordu.
Dizide kullanılmak üzere İngiltereden maskeler getirildiği, Haluk Bilginer’in bir kadından ayırt edilemiyeceği ifade ediliyor. Dizinin diğer rollerini Emel Göksu ve Oya İnci paylaşacak.
Senaryosunu Gamze Özer’in yazdığı, diziyi Sadullah Çelen yönetecek.”
Haber tam olarak 12.05.2012 tarihinde yayınlandı. Haberi okuyunca aklımda 8 yıl önce ekrana gelen bir başka dizi beliriverdi. Gelin beraber 6 Nisan 2004’e gidelim. Hürriyet Gazetesi’nde yer alan şu habere dikkat:
“Her hafta Şelale karakteriyle Zaga’da izlediğimiz Okan Bayülgen bu kez ‘Dadım Babam Olsaydı’ adlı dizi için kadın kılığına girecek.
Robin Williams’ın başrolünü oynadığı ‘Mrs. Doubtfire / Müthiş Dadı’ adlı film yerli dizi olarak hazırlanıyor. Filmde Robin Williams’ın oynadığı dadı karakterini Okan Bayülgen canlandıracak. Böylece her hafta Zaga’da Şelale karakteriyle izlediğimiz Okan Bayülgen bir kez daha kadın kılığına girmiş olacak. Bayülgen’in ayrı yaşadığı karısı rolünü ise Şebnem Dönmez canlandıracak. Filmde bu rolü Sally Field oynamıştı.
Bayülgen dadı rolü için takma göğüsler ve peruk kullanacak, topuklu ayakkabılarla yürümeyi öğrenecek. Osman Yağmurdereli’nin yapımını üstlendiği ve Kanal D’de yayınlanacak dizide Okan Bayülgen ve Şebnem Dönmez’in yanı sıra iki küçük oyuncu da rol alacak.”
Okan Bayülgen’in rol aldığı dizi “Size Baba Diyebilir Miyim” adıyla Kanal D ekranlarına geldi. Sonrası bildiğimiz rating fiyaskosu ve dizi mezarlığına yolculuk…
Bildiğiniz üzere Haluk Bilginer bugüne kadar Türkiye’ye en iyi uyarlanmış dizilerde adı geçen bir isim. She’s out of control, the Jeffersons gibi yapımları “Eyvah Babam” ve “Tatlı Hayat” isimleriyle seyirciye sevdiren Bilginer bu kez Türkiye’ye ikinci kez uyarlanacak bu projeyle ekrana gelecek. Aile dizilerinin oldukça popüler olduğu yıllarda, 2000’lerin başında (Hatırlarsınız Çekirdek Aile, Evli ve Çocuklu gibi uyarlama diziler ekranlardaydı) ilk denemesi başarısızlıkla sonuçlanan dizinin ardından Mahzar Alanson’un da yeni bir aile dizisi için başka bir yapımcı firmayla el sıkıştığı konuşuluyor. Aile dizilerinin yeniden popülerleştiğini söylemek için erken olsa da aile komedilerinin yeni örneklerinin ekranda boy göstereceğini söylemek yanlış olmaz.
Aile komedileri aslında günümüzde örnek olarak ekranda olması istenen “muhafazakar aile tablolarının” tam da kendisidir. Belki de yapımcılar bu nedenle suya sabuna dokunmayan bu projeleri gündeme taşıyor, bilinmez… Bildiğim “adam böyle olur”, “erkek adam saçını uzatmaz” gibi cinsiyet rollerinin desteklendiği mesajların şakayla karışık sunulduğu Çocuklar Duymasın gibi bir dizinin hala ekranda olduğu hatta konuk oyuncu olarak Bakan ağırladığı… Neredeyse hiçbir dizinin nail olamadığı bu şerefe bir aile komedisinin üstelik alt metni sosyolojik bir araştırmaya konu olabilecek kadar belirgin mesajlarla dolu bir dizinin sahip olması asla tesadüf olamaz…
Dileğim Modern Family gibi sıradanlığın komedisini ekrana taşıyan, yapay gülme efekti kullanmayan kısa süren bölümleriyle izleyiciyi yormayan iyi aile komedilerinin ekrana gelmesi. Yapımcıların kulağına da su kaçırmanın vaktidir, illa uyarlama senaryolara yer verilecekse aynı dizi defalarca uyarlanacağına Modern Family, Arrested Development gibi yapımlara bakılarak yeni denemelere açık olunabilir.
Belki Modern Family gibi bir dizinin sadık bir uyarlamasında bu muhafazakar bakışa uyulamaz ancak bizim uyarlamalarda eşcinsellik de “kılıfına uydurulur” (bakınız Umutsuz ev kadınlar Türkleştirilerek, muhafazakarlaraşarak uyarlandı). Arrested Development ise bizim mutasıp aile komedilerimize en iyi örneklerden biri olabilir, öyle ki ailesini bir arada tutmaya çalışan zavallı genç adamın komik maceraları IMDB’de dünyanın en yüksek puanına sahip komedi dizisidir.
1 Kadın 1 Erkek gibi başarılı bir uyarlamanın ekran macerasında yok sayılan bir kuşakta kanalına rating getirdiği şu günlerde cesur olmanın vaktidir.